Hakkımızda

“Marifet; dünyanın gönderirken mahsun olduğu, toprağında misafir etmek için sabırsızlandığı bir bedenle HAK’ ka yürümek ve herkes ağlarken gülerek dünya misafirhanesini terk etmektir.”

 

 

Hamd ve sena; Rahman ve Rahim, Evvel ve Ahir olan, Celâlinden Cemâline sığındığımız, zamanın ve mülkün tek sahibi alemlerin Rabbine ( c.c.) aittir.

Salat-ü Selâmlar, kutlu haberin taşıyıcısı ve bütün zamanların rahmet önderi Hz.Muhammed Mustafa( s.a.v.) Efendimize,

Ve O gül Nebinin Ehl-i Beytine ve gökteki yıldızlar buyurdukları Ashabına binlerce, milyonlarca selâm olsun…

İnsanlar vardır; daha yaşarken mazi olmuşlardır. İnsanlar vardır; gönüllere hayat bahşeden nefesleri her zaman dipdiridir. Yani onlar üzerlerinden yüzyıllar geçse bile mazi olmayanlardır. Bu HAK dostlarının kabirleri müminlerin sinelerindedir. Onlar; fani bedenleri toprak altında olsa bile, feyz, ruhaniyet ve gönül eserleriyle kıyamet gününe kadar GÖNÜLLERDE YAŞAMAYA devam edeceklerdir.

Hz. Mevlana diyor ki; “ Kâsedeki su nehir suyuna karışınca, orada kendi varlığından kurtulur, nehir suyu haline gelir. Böyle olunca o kâsedeki suyun vasfı, sıfatı yok olurda zatı kalır. Artık bundan sonra O, ne eksilir, ne kirlenir, nede kokar”

İşte fani varlığından sıyrılıp aslına rûcû eden erenlerin gönül nidaları da üzerlerinden asırlar geçse bile, ne eksilir ne kirlenir, nede kokar. Hakikaten onlar, kendine ait renk, ahenk ve akıştan sıyrılmış deryalara ulaşan ırmaklar gibidirler.

Arşiv de yer alan ve her biri yaklaşık 60-70 dakika olan Gönüllerde Yaşayanlar Programlarında, Sevgili Peygamberimiz ( s.a.v.) in mübarek ailesinden ve eşsiz Ashabından örnekler var. Onlar ki; güzel dinimiz İslâm’ın, tanıtılmasında ve yayılmasında hiçbir fedakârlıktan çekinmediler. Hayata verdikleri anlamın içini, gerektiğinde canları ile doldurup, hayatı güzelleştirdiler. Onlar, hayatın kalbine yürüdüler…

Ve mübarek ecdadımız… Şan ve şerefle dolu mazimizde “ Ölümün nasıl olsa birgün geleceğini, insana düşenin onu güzelleştirmek olduğu” düsturunu, hayatları boyunca ölçü kabul eden mübarek ecdadımız. Onlar ki; müşfiktiler, vefalıydılar. Sayısız ihtiram numuneleriyle Peygamber Sevgisinin eşsiz örneklerini verdiler.

Ve tasavvuf yolunda yıldızlarla, ömürlerini İslâmın güzelliğini anlatmaya adamış, bu yolda çok çileler çekmiş gönül insanları ve Peygamber varisleri olan ALLAH dostları…

Onları, lisanlarındaki tatlılıkla, ahlâklarındaki letâfetle, yüzlerindeki tatlı tebessümle, edalarındaki zerâfet, nefislerindeki sehavet ve iyi-kötü herkese karşı şefkâtlerindeki coşkunlukla tanıyacaksınız. İlim ve iz’an semamızı ışıl ışıl aydınlatan bu HAK dostlarına olan sevgimiz, hürmetimiz ve muhabbetimiz bizleri doğruca, Peygamber-i Zişan Efendimiz (s.a.v.) ‘e götürüyor. Zira onlar, O sevgililer sevgilisinin varisleridirler. Bir başka deyişle Hz. Peygamber( s.a.v.) ve onun mübarek ashabını görme şerefine nail olamayanlar için fiili ve müşahhas rehberlerdir. Onların ikâz ve nasihatları, Peygamberler Sultanı Efendimizin sohbetlerinden akseden birer feyz ve bereket tecellisidir ki, bu yüzden bu ikaz ve nasihatlar, gönüllere şifa kaynağıdır.

Ayrıca, nice dikenli yollardan geçerek, bütün ömrünü çile ve sıkıntılarla yaşayan, ancak Mübarek Kuran la tanıştıklarında acılarla yüklü gönüllerinin huzura kavuştuğu kahramanlar da var…

Onların gerçek hayat hikâyelerini dinlediğinizde, ailemiz ve çevremiz Müslüman olduğu için emeksiz ve zahmetsiz kavuştuğumuz iman nimetinin, Rabbimizin bizlere ne büyük bir lûtfu olduğu çok daha iyi anlaşılır belki de…

Özetle; sahte kahramanların, güçlü spotlar altında yapay ışıltılar saçtığı günümüzde gelin gerçek kahramanlarla tanışalım.

Bugün sefahat içinde yaşayan bu sahte kahramanları kendine model alarak, onlara benzemek için dünya ve ebedi saadetlerini tehlikeye atanların hali ne müthiş bir insan israfı ve iflâsıdır. Bu dehşet verici hal aslında, boş bırakılmış gönül tahtının doldurulması adına, yanlış kimselere takdim edilerek ziyan edilmesinden başka bir şey değildir. Söz Sultanı Hz. Mevlâna bu garip hali şöyle misallendirir. “ Kuzunun kurttan kaçmasına şaşılmaz. Zira kuzunun düşmanı ve avcısı kurttur. Lâkin hayret edilecek şey, kuzunun kurda gönül kaptırmasıdır”

İşte her birinin hayatı ayrı birer aşk hikâyeleri olan Gönüllerde Yaşayan güzel insanlar; O güzeller güzeli, sevgililer sevgilisi Peygamberler Sultanı (s.a.v.)’e sevdalanmanın, Onu canından bile çok sevmenin aşkların en güzeli olduğunu tüm insanlığa haykırıyor ve bu halleriyle de gönüllerimizde taht kuruyorlar.

Şükürler olsun ki; asırlardır Onun sayısız aşıkları yanında, günümüzde de O sevgilinin adı anıldığında gözleri dolan, burnunun direği sızlayan ve;

“ Nağmene muhtaç gönlüm

Hep aradım diyar diyar,

Çöllere bir nur indi,

Gül yurduna varayım YAR” diyen Peygamber aşıkları dünyanın her yerinde milyonlarca var.

“ Bizarım hasretinden, damla damla nurun gönder

Feryadım dağ çökertti, nurunla coşayım YAR.

Kıtmir olsam ağlasam, eşiğinde senelerce

Müjdenle kurtar beni, bahar gibi açayım YAR”

Son olarak şunu söylemeliyiz ki; anlatmaya çaba sarfettiğimiz bu ışık şahsiyetlerin her biri ayrı ayrı birer tablo. ALLAH ve Peygamber sevgileri sıradan bir sevda değil, çok büyük bir gönül yangını olarak belirmiş bu büyük aşkları 50-60 dakikalık bir program da anlatabilmek elbette imkansızdır. Acizlik ve noksanlığımızla, bu muhteşem tablolarda, Rabbimizin lûtfuyla bir çizgimiz olsun, olabilecekse ne mutlu bizlere… Arzumuz , duamız ve çabamız sadece, Peygamber-i Zişan Efendimiz (s.a.v.) in Zeyd bin Sabit (R.Anh) tan rivayet olunan, cihan kıymet şu mübarek sözlerindeki emanetlerine sahip çıkabilmek ve İslamın gölgesinde bir hayat yaşayabilmektir.

“ Şüphesiz; ben sizin için yerime iki şey bırakıyorum. Allah’ın Kitabı ki; gök ve yer arasında uzatılmış bir iptir. Ve ailem olan Ehl-i Beytim. Bu ikisi Kevser Havuzunun başına varıncaya kadar birbirlerinden ayrılmazlar.” ( Tırmizi-Müsnet)

Gelin; asırlar önce yaşanmış aşk hikâyelerine tanık olmak için, gökteki yıldızları takip ederek Saadet Asrına doğru bir yolculuğa çıkalım. Haydi o günlere , o günleri bu günlere taşımaya, örnek alıp, örnek olmaya…

Gelin; şehirlerin anası Mekke-i Mükerreme ile kentlerin sevgilisi Medine-i Tahireye varıp, bu mübarek toprakların rayihasını koklayarak, kalbimizin önünde büyük saray kapılarının ardına kadar açıldığını fark edelim. Varalım Zemzemin kaynağına da rahmet rüzgarları getirsin bize asırlar ötesinden güllerin rayihasını…

Katılın bize; tasavvuf yolunun mümtaz şahsiyetlerinin ve gönül insanlarının ilim ve irfan bahçelerinde kısa gezintilerle, hakiki güzelliğe, ilahi sırlara doğru birlikte yürüyelim. Rahmet ülkesinden müjdeler almak ve mağfiret ümitlerine kavuşarak cennetten süzülen nurâni bir havayla dolup taşmak için…

Gelin; tarihimizin şan ve serefle dolu günlerine de gidelim. Malazgirt, Kosova, Niğbolu, Varna, İstanbul’un Fethi, Çaldıran, Mohaç, Çanakkale… Hepsini de destanlaştıran sır, Kainatın yaratıcısına ve O’nun Sevgilisine olan aşktı, sevgiydi.Gelin seyredelim, cennetmekân atalarımız, dedelerimiz nasıl sevdalanmışlar O Sevgiliye. Seyredelim ki soralım kendimize lâyık mıyız onlara. Sonra soralım onlara razılar mı torunlarından. Mübarek ecdadımızla helalleşmek onlara birer Fatiha yı olsun esirgememek için…

Haydi; Çemenzarı tatmış bülbüllerin, yine o dallarda, o bağlarda, o tatlı ötüşlerini duyabilmek ve tüm insanlığa huzurun ve barışın yeniden hakim olduğunu görebilmek özlemiyle, o günlerin bugünlere düşen izdüşümlerini arayıp bulmaya…

Gönüllerde Yaşayan ALLAH dostlarıyla, iki cihan Sultanı( s.a.v.) Efendimizin Havz-ı Kevserinde hep beraber buluşmak ümit ve duasıyla…
Mehmet ÖZ